İttifak kurmak kadar ittifak bozmak ve kavga çıkarmak da politikanın birer aracıdır. Politikacı bir kişiyi veya bir kurumu severken de döverken de çıkar hesabı yapar, yapmak zorundadır. Son kavgalı kargaşaya bakarken şu noktayı unutmamak gerekiyor: CHP ve MHP'nin sert çıkışları Genelkurmay Başkanlığı muhtırasında kullanılan üsluptan duyulan rahatsızlığı yansıtmıyor yalnızca; her iki parti de bilerek-isteyerek kendileriyle askerler arasına mesafe koymanın telâşındalar.
Bizim insanımız askerini cephede ve kışlada seviyor; askere dayalı politika politikacılara yaramıyor.
Kavganın politikacı olmayan tarafının benzer bir hesap içerisinde bulunduğunu düşünmemiz için herhangi bir sebep yok. Muhtıranın üslubu gerçekten aşırı, ama benzer durumlarda daha önce yapılmış açıklamalardan çok daha sert sayılmaz. Asker rencide oldu mu bunu öfkesini döktüğü cümlelerle ifade ediyor. Konu içe sindirme sindirmeme ile ilgili değildir; muhtıraya politikacılardan gelen sert tepkiler, politikacıların askerle aralarına mesafe koymayı çıkarlarına uygun bulması sebebiyle...
Bazıları bugünkü ortamdan yeni bir ittifak beklentisi içerisine girdi bile. CHP ve MHP ile asker arasında geçmişte var olan ittifak şimdilerde Ak Parti ile asker arasında kurulabilir mi?
Bir politik kadronun bıraktığı boşluğun bir başka politik kadro tarafından doldurulması görülmüş ve yaşanmış bir gelişmedir. Ancak Ak Parti'nin kuruluş felsefesi de, kadrosu ve tabanı da böyle bir zemin kaymasına pek müsait değil. Daha da önemlisi, askerler Ak Parti ile yakınlaşmayı isteyecekler mi bakalım?
Galiba bu kavgayla Türk siyasî hayatında yeni bir sayfa açmaktan başka bir çıkış yolu bulunmuyor. Politikayı politikacıların yaptığı, atanmışların da anayasanın kendilerinden beklediği görevleri yerine getirip politikanın alanına girmekten uzak durdukları bir demokrasi anlayışı bugünün Türkiye'sine daha yakışır.
Amerikan basını şu sıralarda Türkiye'nin yeni bir sınır-ötesi operasyon başlatabileceğini yazıyor. Doğru mudur, doğruysa yapılmalı mıdır gibi mutlaka ele alınması gereken konuları bir tarafa bırakarak, bir an için, gerçekten yeni bir operasyona girişileceğini düşünelim. Acaba bu operasyon yeni dönemin şartlarına uygun olarak nasıl yürütülebilir?
Bugünkü kavga büyük çapta muhalefetin yeterince bilgilendirilmemesinden çıktı. İktidar partisinin güvenlikle ilgili koltuklarında oturan üyeleri MGK'da bilgilendirildikleri için (unutmayalım, operasyon, MGK toplantısının bittiği saatte başlatılmıştı) “Erken bitti” eleştirisi Ak Parti'den gelmedi. Böylesine önemli bir konu MGK'da görüşülürken, Meclis'teki oylamada tezkereye olumlu oy veren partilerin liderleri de çağrılamaz mıydı?
İlk operasyonda Genelkurmay Başkanlığı girme ve çıkma kararlarını kendi ilgi alanında gördü ve genel hatlar dışında politikacıları bilgilendirmedi. Oysa aynı Genelkurmay Başkanlığı operasyon sonrasında 'akredite' gazetecileri bilgilendirmeyi ihmal etmedi. Yaşananlar bu defa daha farklı davranmayı zorluyor: Genelkurmay üç aşamalı (iktidar, muhalefet ve medya) bir bilgilendirme yapmalı.
Bu noktada önemli bir sorun olduğunu elbette görüyorum. Asker 'düşman' veya 'hain' olarak gördüğü kişi ve kurumlarla ilişkilerini kesiyor; medyada akreditasyon uygulaması bu tavırla ilintili. CHP ve MHP için kullanılan sıfatlar askerin onları da 'akreditasyonsuz' kategorisine yerleştirdiğine işaret ediyor. Bu yüzden yeni bir operasyon olacaksa, muhtemelen, bilgisini CHP ve MHP'yle paylaşmaya yanaşmayacaktır Genelkurmay. Olan-bitenin bilgisini 'akreditasyon' vermediği medya organlarıyla paylaşmadığı gibi...
CHP ve MHP'nin keskin tavırları bu yeni döneme kendilerini uydurma zorunluğunu askere de hatırlatmalı. Onlar da her dediklerine kafa sallamayanları 'düşman' saymamakla ve 'akreditasyon' uygulamasını bırakmakla işe başlayabilirler...
Bizim insanımızın askerini cephede ve kışlada sevdiğini unutmayalım.
|