|
SİYADı eleştirirken Yumurtayı kırmayın! |
|
|
|
Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) yılın sinema ödüllerini verdi; Yumurta filmi 8 dalda ödül aldı ya, beklenen patırtı da koptu tabii.
En başta da Hıncal Ağabey yazdı: “Siyad’a saygım bitmiştir.”
Neden peki?
Onu da şöyle açıklıyor.
Sinema yazarları “halkın beğenisinden iğrenen, ürken, kaçan bir yığın yeni yetmeden” oluştuğu için...
“Kerameti kendinden menkul son ödüller” bu gerçeği açıkça gösterdiği için...
Cengiz (Semercioğlu) de ödülleri eleştirenlerden. “Yumurta’dan gına geldi” diyor Cengiz; “8 dalda ödül.
Breh breh breh! Altın Portakal’da da 5 ödül almıştı.”
Sonra lafı şuraya getiriyor: “Peki Türkiye’de almadık ödül bırakmayan filmi sinemada kaç kişi seyretmiş? 34.000... Yazıyla Otuz dört bin. 8 hafta vizyonda kalıp topladığı seyirci sayısı bu.”
***
Yıllar önce Nokta dergisinde çalışıyordum. Sungu Çapan ara verince derginin sinema yazarlığı - eleştirmenliği görevini epey uzun bir süre üstlenmiştim. Yine de kendimi hiçbir zaman o çerçevenin içinde hissetmedim. Doğrusu bizim sinema yazarlarıyla da yıldızım pek barışmadı..
Fakat şimdi sinema yazarlarına kızanların Yumurta’ya verilen ödüllere öfkelenip burun kıvırmalarını ağır haksızlık olarak görüyorum.
Yumurta “herkes için iyi film” olmayabilir ama “iyi film.”
Yumurta “herkes seyretsin” diye yapılan filmlerden biri değil, doğru. Ama sinemaya iki saatliğine oyalanmak için gitmeyen seyirciyi derinden yakalayabilecek özelliklere sahip bir film.
Hem jüriler ille de oylarını genel çoğunluğun beğenilerine göre verir diye kim demiş ki!
En popüler ödül Oscar’da bile buna bakılmaz, seyirci sayısı asla değerlendirme ölçütü olarak alınmaz.
O zaman çıkartılırdı hasılat raporları, ona göre yıl sonunda ödüller verilir tartışma kapanırdı.
***
“Neden Mutluluk filmini veya Kabadayı’yı, Beyaz Melek’i değil de Yumurta’yı seçtiniz” diye sormayı anlarım.
Ama bunu yaparken Yumurta’yı kırmayı anlamıyorum.
Yumurta’yı seyretmiş olup da “çok sıkıldım” demeyi de anlarım.
Ama bunu yaparken “ödülü hak etmiyor, zaten kaç kişi seyretmiş ki!” diye küçümsemeyi anlamıyorum.
Nasıl bütün ödülleri Recep İvedik’e vermeyi gönlünüz kabul etmeyecekse, sadece 34 bin kişi seyretmiş diye “Yumurta bu kadar ödül almamalı” demeyi de aklınızdan geçirmemelisiniz bence...
***
Son olarak da SİYAD ödülleri hakkında kendi yorumumu ekleyeyim.
Yumurta’ya verilen ödüllere itirazım yok!
Yine de Mutluluk filminin görmezden gelinmeye çalışılmasını garipsedim; sadece Livaneli’ye müzik ödülü verilmesini çok eğreti buldum.
Yumurta’da Saadet Işıl Aksoy’a bayılmıştım. Ama hangi jüri olursa olsun, bu yıl en iyi kadın oyuncu ödülünü Mutluluk’taki performansıyla Özgü Namal’a vermeli diye düşünüyorum.
Peki Beyaz Melek sinema yazarlarından ödül alır mıydı? Hayır.
Biz bu filmi severiz, yüreğimize sokarız. O başka! Ancak SİYAD’ın Kırmızıgül’ün bu çalışmasını ödüllendirmesini istemek “sinema yazarlığı”nı hiç anlamamak olur.
Bizimle sinema yazarlarının bakışı arasında bir fark vardır, olmalıdır da...
Onlar bir filme sadece seyreden insanda yarattığı etki açısından değil, sinema tarihindeki yeri, senaryo tutarlılığı, kurgusu, oyuncu yönetimi, şusu busuyla bakarlar.
*****
NOT DEFTERİ
Haydar Ergülen’in yeni çıkan “Nar” adlı “toplu şiirler” kitabını cebime atıp yola çıkmıştım.
Cunda’da akşam vakti Nessos’un masalarından birine oturup okumaya başladım. Yemek falan da söyledim arada. Sonra bir baktım ki, saatler geçmiş; ekmekler soğumuş, zeytinyağlılar tabaklarında kalakalmış.
Eh, şimdi kitabı okurken kenarına işaretler koyduğum kimi dizeleri buraya almak farz oldu.
* Ruh ne zaman benzedi ki gövdeye/ruh kolay ve güzeldir/herkesin sarılacağı kadar incedir/ruh karşılaştırır, karıştırır/gövdedir bırakan karşı karşıya.
* Meğer ateşli bir hastalıkmış hayat.
* Nereye gitsek şehir, kime gitsek/bir uzaklık kalıyor kendimize.
* Sahi hangi bisiklet gidiyor aşka?
* Gördüğün rüyayı gördüm, bir fransız/filmini andırıyordu siyah ve beyaz/bir sen renkliydin bir de melekler/ (bazı melekler sanıldığından da beyaz)
|