|
Suadiyede kokular ve renkler şöleni! |
|
|
|
Bağdat Caddesi’nin Suadiye tarafında yürürken her sokağın başında durup denize bakmayı çok severim.
Hele hafta içi bir gün işi serseriliğe vurmuşsam; vakit öğleye doğruysa ve kış güneşi yalandan da olsa ısıtıyorsa...
Yolun sonunda küçücük bir deniz parçası görünür; gümüşlenip duran tatlı bir mavilik.
Rüzgâr iyot kokusunu caddeye kadar taşır.
Bütün bunlar bir anda insanı canlandırır, hayatla barıştırır.
Ama bugün başka bir koku, daha doğrusu kokular var.
Hem de nasıl güzel kokular!
Biraz portakal çiçeği, biraz lavanta... Sonra keskin bir nane ve yumuşak bir elma kokusu...
“Allah, Allah! Ne oluyoruz yahu!” diye geçiriyorum içimden.
Ah şu kokular! Hafızamızın hatırşinas kardeşleri!..
O an anlıyorum! Lush adlı dükkânın önündeyim. Oradan geçerken hep içeri girmek isteyip de sonra başka şeylere takılıp merakımı ertelediğim dükkân!
Onlara sorarsanız “El yapımı Taze Kozmetikler” dükkânı!
Bana sorarsanız, kokular ve renkler şöleni...
***
Temizlik kavramı ve kültürü netamelidir. (Kullandığım şu sözcüğe bakar mısınız? Netameli... Arapça kökünde “pis kokmak” var.)
Temizlik, bir ucu güzelliğe bir ucu neredeyse faşizme uzanan bir şeydir.
Zaten temizlik davranışlarımızı belirleyen şey (sandığımızın aksine) duygusal gereksinimlerimiz ve bilgiye dayalı tercihlerimizden çok derin toplumsal-kültürel kabullerdir.
Bizim leş gibi gördüğümüz Ganj’da her gün binlerce Hindu’nun yıkanıp “arındığı”nı unutmayın!
İnsan temiz olmayı ister ama temizlenirken ihtiyaç duyduğu şey asla sadece kiri uzaklaştırmak olmamıştır. Temizlenme eyleminden hep daha fazlasını bekler insan. Bu yolla rahatlamayı, canlanmayı, güzelleşmeyi, dinlenmeyi ve daha pek çok şeyi...
Sadece kiri pası kafasına takanlar ise kısa sürede hızla takıntılı kişilikler haline gelir, dünyayı “kir”le tanımlamaya başlarlar. Bedenleriyle ilişkileri de aynıdır. Yıkanırken yaptıkları temizlenmek değil, gizliden gizliye nefret ettikleri bedenlerini hırpalamaktır!
***
Lush bir sabun cenneti!
Temizlik için değil, arınmak için...
Yıkanıp çıkmak için değil, uzun uzun yaşamak için üretilmiş sabunlar bunlar.
Hepsine bayıldım.
Dükkânın içinde dolaşıp durdum.
Bir ara o sabunları, duş jellerini falan yiyesim geldi. Hatta sandal ağacı özlü bir sabun için “deneyebilir miyim?” diye görevlilere sormak isterken “tadabilir miyim?” deyiverdim. Gülüştük!
Dükkândaki sunum da ayrıca çok hoş.
Mesela pespembe sabun kalıpları gördüm.
Üzerlerindeki siyah levhaya beyazla “Rockstar” yazılmış. Sabunun adı bu. Altına da şu not düşülmüş: “Aman dikkat, banyoda birdenbire şarkı söylemeye başlayabilirsiniz!”
Koku da ne koku! Buram buram vanilya! Kalıbı kestiğinizde içinde küçük beyaz parıltılar var ki pek sevimli.
Ama ben en çok o sarılı, turunculu sabunu sevdim. Daha ilk bakışta içimi açtı. Adı ne mi? “Happy”.
E, insan tabii mutlu olur; neşelenir! Çünkü bu sabun bir dilim mandalina, bir dilim tatlı portakal esansıyla yapılmış...
***
Sonunda, sağolsun, Hale Hanım’ın önerilerine ve bilgilendirmelerine uyarak iki torba sabun, jel, banyo köpüğü alarak çıktım dükkândan.
Bir ıslık tutturup sokaktan deniz tarafına doğru yürüdüm.
Kendimle birlikte kokuları da sürüklüyordum.
Aklımdan Tom Robbins’in şu sözü geçti: “Geçmişle ilgili en güçlü bağımız ve geleceğe doğru ilerlerken en iyi yol arkadaşımız kokulardır.”
*****
Kent’in Türk kimliği!
Ertuğrul Özkök geçen Cumartesi günü Muhtar Kent’in Coca Cola’nın başına getirilmesi haberini manşete çıkarmayan gazetelere karşı kaleme aldığı öfkeli yazıda şöyle diyordu:
“Türklükse Türklük.
Müslümanlıksa Müslümanlık.
Muhtar Kent’te her ikisi de var.”
İlginçtir, aynı günün Hürriyet’inde, ekonomi sayfasında (sayfa 8) Muhtar Kent’le ilgili küçük bir haber vardı ve başlığı şöyleydi: “Haber ajansları Türk kimliğine değinmedi.”
Coca Cola Company’nin Ceo’luğuna Kent’in getirildiğini duyuran uluslararası haber ajanslarının Türk kimliğine hiç değinmemesini dile getiriyordu haber.
Oysa Pepsi’nin başına bir Hintli geldiğinde ajanslar bunun altını özellikle çizmişti.
Özkök kendi gazetesinin bu haberini okumuş muydu acaba? |