Ana sayfa HABERLER SİYASET EKONOMİ DÜNYA TÜRKİYE İSTANBUL EĞİTİM SAĞLIK MAGAZİN SPOR
Tablo deyip geçme! İçindeki güneş yakar insanı! PDF Yazdır E-posta
Geçen pazar sabahı ılık ve güneşli bir havaya uyanınca derhal dışarı fırlamak istedim.

“Boğaz kıyısında menemen, simit, peynir ve çaylı bir kahvaltı hiç fena olmaz” diye geçirdim içimden.

Bir ara Kanyon’daki Le Pen’de eş dost, hep birlikte kahvaltıya oturmak fikri daha hoş geldi.

Tam köprüden geçerken hiç o havada olmadığımı anladım.

Şu kış güneşi kolay kolay içimi ısıtamazdı.

Ruhum modern sanat müzelerinin beton ve çelik yığınından oluşan garip yapılarını; soğuk iç mekânlarını andırıyordu.

Ne ağaçlar, kuşlar, denizler açardı beni şimdi, ne de şehrin cıvıltılı kafeleri!

Ruhumun gri duvarlarına sıkı bir tablo asmak gerekiyordu!



***

Kısa süre sonra kendimi Kâğıthane’de buldum.

Santral İstanbul’un kapısından girdim. Geniş otoparkta bir yer bulup park ettim. Dışarı çıktığımda Haliç’in bu uç noktasındaki asude atmosfer şaşırttı beni. Sanki bir anda şehirden kopmuştum!

Burası, yani tarihi adıyla Silahtarağa Elektrik Santrali Osmanlı’nın İstanbul’a elektrik sağlayan ilk enerji üretim merkeziydi. 1911 yılında faaliyete geçip 1983 yılına kadar çalıştırılmıştı..

Yaklaşık bir buçuk yıldır Bilgi Üniversitesi’ne bağlı harika bir eğitim, kültür,

sanat merkezi.

İçinde Han Tümertekin’in (ki benim gözümde çok etkileyici bir mimardır) yeniden tasarladığı bir Enerji Müzesi ve Emre Arolat’ın (Narlıdere projesinin bitmiş halini çok merak ediyorum) tasarladığı Çağdaş Sanatlar Müzesi de yer alıyor.


***

Peki ne işim vardı orada?

Hedefim Çağdaş Sanatlar Müzesi’ndeki “Modern ve Ötesi” sergisiydi.

Hatta sergideki tek

bir resimdi.

İçimdeki rutubeti, isi,

pası silip süpüreceğini

sezdiğim tablo.

Aslında sevgili dostum Bülent Korman kulağımı bükmüştü önceden.

Hatta zorlamıştı; “Git de şu sergideki müthiş

Aliye Berger tablosunu gör” diye...

Tablonun adı “İstihsal”di.

“Üretim” yani.

1954 yılına ait dev boyutlu bir tabloydu.

Baktım, bir daha baktım.

Allahım! O nasıl coşkuydu!

O nasıl hissediş, düşünüş ve tuvale aktarıştı!

Bir infilaktı sanki.

Kocaman bir güneş, onunla birleşen deniz ve toprak. Belli belirsiz bir fabrika ve omzunda bir şeyler taşıyan kadınlar vardı tablonun üzerinde.

Ama aslolan, bütünüydü. O muazzam etki yani!


***

Oysa bu tablonun arkasında biraz acıklı, biraz gıcıklı bir hikâye vardı.

Bir bankamız, 10. yılı şerefine “iş ve istihsal” başlığı altında bir resim yarışması düzenlemişti. Büyük ressamlarımız bir heves bu yarışmaya katılmıştı.

Hepsi pek iddialıydı.

Jüride uluslararası çevrelerden resim eleştirmenleri de bulunuyordu.

Fakat sonuçlar açıklanıp Aliye Berger’in tablosunun birinciliği ilan edilince ortalık karıştı.

Bizim emek yanlısı kodaman ressamlarımız ve eleştirmenlerimiz gürültüyü kopartmışlardı.

Gencecik, üstelik “akıl sağlığı tartışılır haldeki” bir kadın; hiç üretimi, emeği, çalışma hayatını hakkıyla resmedebilir miydi?

Hele hele alaylı bir gravürcü ve akademiden gelmeyen bir kadın...

Zaten sevdiği adamı (Karl Berger) ölüme vermiş, zaten bağrını yakan acıyı resimle dindirmeye çalışırken “uçup giden” Aliye Berger, bu patırtı yüzünden çok kırılmıştı.


***

Santral İstanbul’dan çıkıp Haliç kıyısından ağır ağır Kasımpaşa’ya doğru yol alırken radyoyu açtım!

Siyasal gündem kaynıyormuş, ekonomik

kriz kapıdaymış, seçilmişlerle atanmışların bazen

açıktan bazen gizliden kapışması sürüyormuş...

O an hiçbiri zihnimin kapılarından içeri giremedi, giremezdi; itiraf ediyorum.

Çünkü gözümde hâlâ renkler, desenler, şekiller uçuşuyordu.

Hele Aliye Berger’in o güneşi!

İçimde bir yerde varlığını sürdürüyor ve sırtımı yakarcasına ısıtıyordu.

Ah sanat!

Nasıl da şaşırtıcısın!

Ne kadar beklenmedik yerlerde saklıyorsun iyileştirici gücünü!


*****


NOT DEFTERİ

“Bu vücutların içinde

ne işimiz var?”

diye sordu yatağa uzanmaya hazırlanan adam.

“Belki içlerinde yolculuk ediyoruzdur” dedim.

Çok yorgundum, uyuya kalmak üzereydim ki...

“Ne dediniz?”

diye sordu adam.

“Vücutlarımızı diyordum...

Belki valiz gibiler, içinde kendimizi taşıyoruz!”

ANTONIO TABUCCHI (Hindistan’a Gece Müziği)

Vatan Gazetesi
 
< Önceki   Sonraki >
YAZARIN DİĞER YAZILARI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Kayıp Parola?
Üye Olun
» Bu ŞEY uzaydan düştü!
» İki İbrahim'in ipi çekildi!
» Deivid ayağını kırdı
» Erdoğan, Doğan'ın evinde!
» Ergenekon protesto edildi!
» Baptista'nın gelişi an meselesi!
» Key ödemeleri başlıyor
» İsrail ayakta İran vuracak
» Paşalar sorguya alındı!
» Tarihe geçen tutuklama!
» Hürriyet'in Ergenekon yalanı
» Baptista'nın gelişi an meselesi!