|
Memura direnene 5 yıl hapis... |
|
|
|
Gazeteciyle polis memuru arasında olay çıktığında, hiç oralı olmadım...
Çünkü polislikle gazetecilik gibi egosu yüksek iki mesleğin alkollü ya da sinir katsayısı yüksek karşılaşmalarında, “kim daha muteber, kim daha güçlü” tartışması yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu biliyordum...
Büyük olasılıkla polis alkol muayenesinden sonra, arabayı çekmek istemiş, gazeteci arkadaş da “ben gazeteciyim” gibisinden bir şeyler söylemiş, sinir katsayısı yüksek polis arkadaş da “gazeteciysen gazetecisin bana afra tafra yapamazsın” deyip “haddini” bildirmişti...
***
Ola ki, aralarında kısa bir arbede yaşanmıştı...
Mehmet’i “geçmiş olsun” demek için bile aramadım...
O günlerde İstanbul Emniyet’inden bir dostumla tesadüfen konuşurken, Türkiye’de kendilerini çok önemli gören gazeteci ve polis egolarının sinir, stres katsayısı ve alkolle birleştiğinde meydana gelecek vaka-ı adiyeden bir olay olduğunu söyledim...
Taa ki düne kadar...
Dün bir de ne göreyim...
Bu ne olduğu henüz belli olmayan küçük olaydan dolayı gazeteci Mehmet Coşkundeniz’in 5 yıl 3 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması gündemde...
***
İddia edilen suç, “görevli memura direnmek ve yaralamak...”
Gazeteci kolu çıktığı söylenen memuru hiç görmediğini söylüyor ve kendisine komplo yapıldığını iddia ediyor...
Olayı mahkeme çözecek ama, bir konu var ki eğer böyle bir olay sonucu bir insan 5 yıl 3 ay hapis cezasıyla yargılanabiliyorsa, bu hukukun yapılışında vicdanlara aykırı bir durum vardır...
Görevli memura hakaret, görevli memura direnmek, görevli memura saldırmak gibi fiiller, istismara çok açık fiillerdir ve yasalar devlet memurunu sıradan vatandaş karşısında aşırı koruduğundan, sıradan vatandaşın hali felakettir...
***
Hukuk, sıradan vatandaşa karşısında, polise bu kadar arka çıkmamalı...
Arbede bile denilemeyecek bir küçük olayın sonunda “gariban vatandaşa 5 yıl hapis cezasına varacak” cezaların kesilebileceği bir ülke olmamalı Türkiye...
Böyle sivilleşme, böyle demokrasi, böyle birey hakkı olmaz bir ülkede...
Dağlıca’da PKK’nın eline düşen ve müebbetle yargılanan 8 er olayı da demokrasi insan hakları ve birey hakkı açısından yakından izlenmesi gereken bir olay...
Bu ülkenin kendini savunma refleksi hiçbir şekilde zaafa uğratılmamalı...
İhanet edenin de yanına kar kalmamalı yaptığı ihanet, bu da tartışılmalı...
Ama 8 erin durumu kesinleşmeden, sadece PKK’nın eline geçtiler diye, “niye ölmediler de esir düştüler” biçiminde bir toplumsal lince kesinlikle dönüşmemeli bu çocukların durumu...
Toplumlar bireylerini koruyabildikleri, onlara insan hakkını kullandırabildikleri, onlara güvendikleri ölçüde özgürleşirler...
Ülkeler o zaman özgüvenleri yüksek bireylerin oluşturduğu toplumlar haline gelirler...
Mahkemeyle ilgili bir şey söylemek bize düşmez...
Ama topluma bir şey söylemek zamanıdır...
Ortada ihanet çıkmazsa o çocuklar toplum tarafından linç edilmemeli...
*****
AVRUPA TÜRBANA NİYE KARŞI?..
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin türbanla ilgili kararının neden verildiğini çok kişi iyi bilmiyor” dedi konuyu yakından takip eden bir dostum...
“Orası aynı zamanda siyasi bir kurum...
Avrupa kadın dernekleri çok etkili...
Kadın özgürlüğü mücadelesi veren dernekler bu kurumlar üzerinde müthiş kamuoyu baskısı oluşturuyorlar...
Avrupa sivil kadın örgütleri için türbanın çocuk yaşta aile tarafından taktırılması, gencin veya çocuğun kendi kararı değil...
Çünkü o yaşta çocuğun veya genç kızın ailesinin isteğine karşı çıkamayacağını düşünüyorlar...
Onun için ailelerin genç kızlara zorla türban giydirmiş olduğunu savunuyorlar...
Avrupalı kişinin kendi bilinciyle almadığı bir kararı karar olarak görmüyor...
Ailenin çocuğa türban taktırmasını kadın hakları açısından baskı görüyor...
Onun için üniversitelerde, liselerde ve okullarda türbana kesin karşı çıkıyorlar...
Avrupalı’nın bu bakış açısı, “türbanı bir özgürlük meselesi olarak değil, ailenin istediği bir şeyi çocuğa yaptırtması olarak” gören ve bireysel kadın hakkı açısından kabul edilemeyecek bir davranış modeli...
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını böyle okumak lazım...”
Böyle söyledi bütün kararları gün be gün gerekçeleriyle izleyen yakın dostum...
Tabii Avrupalı gibi görebilmek için, bir çocuğa ailenin bile her şeyi yapmaya hakkı olmadığını anlayabilmek gerek...
Çocuk sahibi olmanın köle sahibi olmadığını bilmek demek...
“Ben çocuğuma istediğimi yaptırırım... Buna da özgürlük derim” diyememek demek...
İnsan hakları, çocuk hakları, kadın hakları gelişmiş toplumların ideolojileri...
Çok gerilerde yaşayan toplumların değil... |