Da Vinci’nin şifresini okuduktan sonra konuyu daha iyi anlamak için en azından 30 adet bağlantılı kitap okumuş ve bu arada yan ürün olarak büyüler dünyası hakkında da uzman olmak zorunda kalmış bir insan olarak beni, ‘The Secret’ türü kitaplar çok çeker.
Yani kitabı sadece ‘Umutsuz ev kadınları’ tadındaki insanlar değil, ‘Umutsuz kocalar’ kategorisindeki adamlar da okuyabiliyor.
Da Vinci’nin şifresinden önce tüm dinlerin temelinde uzaylıların olduğuna inanmaya başlamıştım. Üstelik bu konuda birçok kaynağa da ulaştım ve ispatı da yaptım sayılır. (Bu tür konularda kitap aranacak en iyi ülke Amerika’dır. Benim gibi kafayı üşütük herkese tavsiye ederim).
Durum böyle olunca The Secret’i çıktığı anda okumamam da imkansız oldu gayet tabii ki... Okudum ve inandım da... Gazetedeki diziyi de bundan yaptırdım. Ama inancımı sarsan bir dizi olay da başıma geldi. Örneğin:
Bir ara özel uçak sahibi olmayı düşünmeye başladım. (Secret, düşünürseniz olur diyor ya...) Özel uçağı daha da fazla düşünmeye başladım ama son uçak yolculuğumda upgrade de yaptıramadım bileti. Ekonomi sınıfında uçtum yani. Özel uçak düşünürken business sınıfı bile hayal olmaya başladı.
Ekonomi sınıfında uçarken bir yandan ölümcül bir hastalık kapmamaya uğraşıyor, öte yandan da çocukların yarattığı teröre karşı kendimi korumaya çalışıyordum.
Yorgun düştüm, uyuklamışım. Rüyamda özel uçakla uçtuğumu gördüm. Aniden uyandığımda ortama aniden adapte olamadım.
Özel uçağımın ‘Lost’ dizisindeki gibi düştüğünü ve etrafımın gizemli barbarlar tarafından çevrildiğini sandım, panikledim.
Bu acı deney bir insanın ‘Secret’ kitabına güvenini tamamen yıkıcı nitelikteydi.
Yıkılmadım, inancımı korudum ve olumlu bir şeyi düşünürsem onun olacağına inancımı sürdürdüm.
Bir gün canım çok sıkıldı. Güzel bir kadınla yemeğe çıksam diye düşündüm. Gerçekliğe müdahale edeyim diye çok yoğun düşündüm. Bunun sonunda ne olduysa oldu ben, Oray Eğin ve Engin Ardıç ile yemeğe çıktım.
Bu travmatik olayla birlikte ‘Secret’ kitabına inancımı tamamen yitirdim. Şimdi arada bir kitabı elime sadece kitabı okuduğu söylenen Paris Hilton ile empati yapmak için alıyorum.
Empati kurabildim mi; gayet tabii ki evet... Kurdum. Peki sonuç ne olacak? Açıkça söylemek gerekiyorsa bunu düşünmek dahi istemiyorum. Çünkü bu Secret yönteminden ağzım öyle bir yanmış durumda ki; Paris Hilton ile çıkmayı filan düşünürsem sonunda durup dururken Mike Tyson ile düzeyli bir ilişki kurmaya mecbur kalabilirim.
Secret yöntemi bana göre değil. Bunu anladım artık.
Cem Yılmaz notu:
Şovunu yapmakta olan Cem Yılmaz tansiyonu yükselince rol yaptığını sanan seyircilere kırılmış ve ‘Burada ölüyorum, siz hâlâ daha gülüyorsunuz’ demiş.
Kırılmasını anlıyorum da Cem Yılmaz seyircisini bu şekilde oluşturduğunu düşünüyor mu acaba?
Nedir Cem Yılmaz komedisi? Birçok insana hitap eden bu komedi türünde Cem Yılmaz son derece rutin laflar, hareketler yapıyor sahnede ve seyirci her hareketine gülüyor. Adeta şova, gülmeye koşullanmış gibi gelmiş görünümü sunuyorlar.
O nedenle böyle alışlmış seyirci de ‘ölüyorum’ lafına bile güler. Çünkü bu tür laflar bile Cem Yılmaz tarafından söylenince komik oluyor. Bu tür komedi bana hitap etmiyor ama onun çok da başarılı olduğu ortada.
Ben sahne şovundan, akıllı ve üzerinde uzun çalışılarak yazılmış tek satırlık (one liner) diye adlandırılan cümleleri anlıyorum. Bunu seviyorum, benim tercihim bu.
Dolayısıyla Cem Yılmaz’ın şovlarına da fazla gülemiyorum. İnsanların durup dururken neden katılmaya başladıklarını da anlamıyorum. Bu bana tuhaf geliyor. Cem Yılmaz’ın dehası, seyirciyi şovuna bağımlı hale getirmesidir. |