Zavallı Türüt’ün akılsızca (var mı ki tartışılmasın bile) başına gelenler aynı görünümdeki başka tavuğun başına gelmedi.
Rimelli-fönlü Karadeniz türkücüsünün fotoğrafları tam da Etiler-Tarabya atışması sonrası çıkmıştı eski yerlerinden hatırlarsınız. Bir de utanmadan benzemeye çalıştığı üstadlara laf atar! Neyse konu bu değil zira Perihan Mağden öyle güzel döşemiş ki yüz yıl yaşasam ancak erişirim o mertebeye!
Birileri ünlü olmak istiyor!...
Ama çok üzgünüm adını vererek onun istediğini yapmayacağım. Yazıyorum ki bugünlerde “Cesar’ın hakkı Cesar’a” modumdayım. Rafa kaldırılmış kelimelerin yeniden mana bulmaya çalıştığı ve bu kelime seçimlerinden ötürü hangi tarağın bezi olduğunu bir çırpıda anlayabileceğiniz yazılar yazan bir muazzam, döşenmiş bana az tıklanan kendi köşesinden. İsmi lazım değil tık alamasın. Evde oturanlar için önemli bulunmayabilen ama basında epey söz sahibi olan Hıncal Uluç ve beni, sapık atfetmiş kendileri..
Sapık olmamın nedeni ise; bir önceki yazımdan öğrendiğiniz “ön sevişme taraftarı” olmam. Hakkımda yazılanları gazeteden kız arkadaşlarımla okumaya koyulduk hemen. Öyle eğlendik ki, yazan erkeğin notu verildi hemen oracıkta. Hangi erkek ön sevişmeyi bilmez ve dahası, bunu “sapıklık” olarak adlandırabilir? . Kadınların yüreğini okşamadan, canını acıtma pahasına tenine koyulanlar..
Ön sevişmeyi sapıklık olarak bilenler neler yapıyorlar acaba kuytularda? Yazımın sonunda şakayla noktaladığım elleşmemin, sevişmeye açık davet olarak görülmesi de cabası ama tabii nereden baktığınıza bağlı... Yani öyle az tıklanan yeşil mercimek tayfasının yazılarına konu olduğum için de üzülmüyor değilim bir taraftan. Üstelik hangi dangalak yazar, köşesinden “sevişme davetiyesi” çıkarabilir?! Demek bilgisayar başına oturunca; “acaba bugün nasıl bir yavru düşürebilirim?” heyecanı basıyor ve öyle başlıyorsanız yazmaya, klavyeniz kırılsın üzerine kahve dökülesiceler! Ve şayet varsa; yazı yazan adamı bilmeden sadece ondan dökülen kelimelere tav olan onun zavallı okurları. İnanın bunu internette yazdığım köşemden yapabilecek kadar aciz, uyuşuk, zavallı, sosyofobik, çelimsiz ve donanımsız değilim. Tavlamak için yazmak yerine konuşmayı tercih ediyorum. Ayrıca, yakınım olan bir kadın arkadaşım da ön sevişmeden hoşlanmıyor merakınız üzere, böyle kadınlar da var yani! (Üstelik bakın, kadına “bayan” diyecek kadar kadını öteki olarak gören- kimi zaman sizin “argo kahve altı” muhabbetlerinizde “karı” diyebilecek sizler gibi olmadım hiçbir zaman.) Copy’nin de copy’sini alarak, The Guardian ve Gülenay Börekçi’nin yalancısı biçiminde aktarıyorum; geçenlerde bir İngiliz yayıncı tanınmış edebiyatçılara sansürsüz bir dil ve sansürsüz hayal gücüyle yazılmış erotik romanlar sipariş etmiş. Yazarlar kendilerini özgür hissetsin diye adları gizlenecekmiş. Sevişmekten bu kadar korkmayın, sağlığınız için en azından.. Herkes nereye gideceğini çok iyi biliyor zannımca.. “Yaralı tepeden tırnağa herkes yaralı” diyor bir şarkısında Sezen Aksu ve bir başka şarkı sözünden şöyle haykırıyor Murathan Mungan; “Örselenmiş bir çocukluk işte benim bütün hikayem..”
Bilmem anlatabildim mi?
Edep yerine edebiyatı takınanlardan olmayı seçtim ve kim ne derse desin (en az kediler kadar) köpekleri de çok sevdim..
Bu posta adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
|